Gişe - Jean Tardieu (2003)
Tardieu'nun 1952 de yazdığı Gişe adlı oyunu üzerinde çalışmaya başlayınca, oyunun daha derin anlamları içerdiğini gördük. Oyunda, bireyin farkında olmadığı bir kısır döngü içerisinde dönüp durması, sıkıştığı sistem içerisinde kimliksizleşmesi ve bunun yarattığı sıkıntı içerisinde varolmasını sorgulamasına değinilir.
Bu konu içerisinde bireyin kendisiyle ilgili adını, yaşını bilmemesine rağmen kendisine dayatılan bir kategori numarasını bilmesi gibi çeşitli noktalar bulunur. Yine birey oyunda, Tardieu'nun sürekli üzerinde durduğu gibi, geçmişi ve geleceği olmayan bir kuklaya benzetilir. Sonuçta insan ölüm gerçeğiyle baş başa kalır.
Ancak bir şeylerin farkına vardıktan sonra bunu sormak bir tamamlayıcı unsur.
Sıkışan, çaresiz insanla, bireyini tamamlamaya çalışırken acı çeken insanın çığlığıyla ilgilendim.
Ölümümüzün tek sebebi yaşıyor olmamız olacak, ancak biz bunu da bir kılıfa sokmayı başaracağız.
Başkaldırmaya korktuğum için sıkışmış halde yasıyordum, kendi seçeneklerimi kendim oluşturacağım bundan böyle.
Gişeyi ilk okuduğumda sadece iki kişi arasında geçen bir olayı anlatmaya çalışan, birbirinden kopuk öğeler gibi geldi; şimdi ise hepsinin üzerinde saatlerce düşünülmesi gereken sorular olduğunu düşünüyorum.
En önemlisi de bazen cevaplarından korkuyor olsam da, düşünüyorum Daha önce baş ağrısı gibi şeylerden yakındığımı hatırlıyorum, şimdi ruhum ağrıyor.
Geçmişin bana verdiği sıkıntıyla bilmediğim bir geleceği hazırladığım dönüm noktasındayken; kitle insanı olmaktan sıyrılıp anlamını koymak...
Bazı gerçekler vardır; kendimizden bile saklar, yokmuş gibi davranırız. Önemli olan bu gerçeklerle yüzleşip, bireyimizi ve yaşantımızı bir farkındalıkla sürdürmektir belki de...
GİŞE OYUN KADROSU
JEAN TARDİEU:
Jean Tardieu, yılında ressam bir baba ile müzisyen bir annenin oğlu olarak dünyaya geldi. Bu nedenledir ki gerek şiirlerinde gerekse oyunlarında resmin ve müziğin büyük yeri vardır. Tardieu, daha yaşındayken yaşamında çok önemli bir dönüm noktasıyla karşı karşıya kalmıştır. Aynaya baktığı bir gün kendisi ile görüntüsü arasında tutarsızlık olduğu fikrine kapılıp, ikilem yaşamıştır ve düştüğü bunalımla yaşadığımızı, bildiğimizi ve gördüğümüzü sandığımız bir dünyanın ötesinde bir de bilmediğimiz, görmediğimiz bir dünya olduğu sonucuna varmıştır. Ona göre, dünyanın başlangıcında kaos vardır. Oyunlarının genelinde; kendisine korku veren, bildiğimiz dünya içinde varoluşunu arayan, sıkışmış insanın durumunu ve yine insanın bilmediğimiz güçler karşısında savunma için; kişilikler, biçimler, görüntüler yaratmaya zorlandığını ve görünmeyen dünyanın her zaman ölümle egemen olacağını işlemiştir. Tardieu'ya göre insan hep geçmişte yaşar. Geçmişin verdiği korku ile geleceğin boşluğu, bilinmezliği arasında insan yalnız ve çaresizdir. Tardieu, bu yalnızlığı çevremizi saran nesnelerde de görür. Etrafımızdaki eşyalarda bir yalnızlık ve tehdit edici bir sessizlik ve ölüm görmüştür. Oyun kişileri sanki kendilerinin olmayan bir rolü oynayan kuklalar, geçmişi ve geleceği olmayan görüntülerdir. Hep bir uçurumun kenarında geziyorlar, kim olduklarını bilmiyorlar ve her olayı hayretle karşılayarak, söyleyemeyecek olanı en basit biçimde söylemeye çalışıyorlardır. Tardieu'nun işlediği bu konulara ve düşüncelerine bir göz attığımızda bunların evrensel konular olduğunu ve varolduğumuz sürece güncelliğini koruyacağını görebilmekteyiz.
|